bodrumda Sanat,  DESIGN

Boho Living Art’ın Arkasındaki Hikaye: Sanat, Mekân ve Hayali Evler

Birtakım yaşanmışlıklar, uzunca bir süre birbirinden bağımsızmış gibi hayatımızda dolaşıyor. Sonra bir gün bir resim bir duvarı, bir duvar bir evi, bir ev yıllardır biriktirdiğimiz bütün o parçaları birbirine bağlıyor. Belki de yeni bir şey başlamıyor; sadece hep orada olan bir şey nihayet kendi yerini buluyor.

Sanırım hayatım boyunca ev dekorasyonuna ilgi duyan biri oldum. Bir eve girdiğimde yalnızca güzel olup olmadığıyla ilgilenmedim hiç. Duvarına baktım, ışığın nereden geldiğine, pencerenin büyüklüğüne, koltuğun kumaşına, yerdeki taşa, masanın üzerindeki objelere gözüm takıldı. O evde yaşayan nasıl biri, ev onun hakkında ne anlatıyor. Ve ister istemez düşünmeden de edemedim, ben olsam bu evi nasıl kurardım?

Resim yapmaya başladıktan bir süre sonra ise başka bir şey oldu. Artık gittiğim yerlere de farklı baktığımı gözlemledim. Güzel bir duvar gördüğümde aklıma tablolarım gelmeye başladı. Bir otelde, restoranda, mağazada gözüm kendiliğinden boş yüzeyleri aramaya başladı ve “Burada benim hangi resmim olurdu?” diye düşünürken buldum kendimi. Galiba bir noktada mekânlara olan ilişkilerim değişti. 

Geçenlerde bir mağaza için içerik hazırlarken aklımdaki set-up ı kurmanın fiziksel ortamda zor olacağını fark edip yapay zekâdan destek istemeye karar verdim. Ona kafamdaki malzemeleri, renkleri, ışığı, mobilyaları hangi parçalarla eşleştirmesi gerektiğini tarif ettikçe yıllardır zihnimde biriktirdiğim evlerin görünür olmaya başladığını fark ettim. Tabii ki bu da beynimde yeni bir sekme açtı;

Ben neden kendi tablolarımın evlerini tasarlamıyorum?

Tablolarım taş bir evde nasıl görünür, epoksi zemini olan, ham ve endüstriyel bir yer de olsa daha mı iyi olur? Ya da küçücük pencerelerden ışık alan eski bir Bodrum evinde evde?

Kafamda bunun gibi elli soru belirdiğini fark edince bu konunun biraz daha üzerine gitmeye karar verdim. Böylece evler kurmaya başladım. Henüz var olmayan evler. İçlerinde yaşayan insanları görmüyorum ama nasıl yaşadıklarını biraz hissediyorum. Hangi kitabı yatağın yanına bıraktıklarını, sabah ışığının hangi duvara vurduğunu, eski bir ahşap masanın yanında neden çağdaş bir sandalye olduğunu hayal edebiliyorum. Ve duvarlarında benim resimlerim var. Büyüleyici değil mi?

Bundan inanılmaz keyif aldığımı fark ettim. Evde oturup görseller araştırmak, bir malzemenin peşinden başka bir malzemeye gitmek, mağazalarda objelere bakmak, mobilyalar seçmek, bunlardan hayali mekânlar kurmak. Sonra yaptığım resmi o dünyanın içine bırakmak ve ardından o evin hikâyesini yazmak.

Belki yarın bir mağazada gördüğüm koltuktan başlayacağım. Başka bir gün eski bir taş zeminden. Belki bir otelin penceresi aklımda kalacak. Belki bir seramik, bir aplik ya da yalnızca bir duvar rengi bütün evi kurmama neden olacak… Bilmiyorum. Ama sanırım işin en çok bu kısmını seviyorum. Bu belirsizlik beni canlı tutuyor ve daha yaratıcı düşünmeme neden oluyor.

Çünkü uzun zamandır yaptığım şeylerin birbirinden ayrı olduğunu düşünüyordum. Resim yapmak başka bir şeydi, dekorasyon ve tasarım başka. Fotoğraf çekmek, görsel araştırmak, yazmak, hikâye anlatmak ve dahası… Hepsinin ayrı ayrı yollar olduğunu düşünmek kimi zaman beni çok bunaltıyordu.  Şimdi ilk kez hepsinin birbirini bulabileceği bir yer görüyorum.

Evet hiçbir zaman tek bir konuya odaklanamadım. Yaptığım hiç bir şey beni tek başında yansıtmaya yetmedi. Bugün sadece canım istediği için resim yapmıyorum, gerçekten ona ihtiyacım olduğu için resim yapıyorum. Bittiğinde ise tablolarımın etrafında nasıl bir dünya kurulabileceğini hayal ediyorum. 

Bir duvarı, o duvara düşen ışığı, önündeki koltuğu, yerdeki taşı, masanın üzerindeki kitabı ve bütün bunların arasında yaşayan hayatı düşünmek. Tüm bunlar kendi işleyişimin bir parçası, hiç birini birbirinden bağımsız düşünemiyorum.

Şimdilik bu evlerin hiçbiri gerçek değil. Ama benim için içlerinde gerçek bir şey var.Çünkü yıllardır ayrı ayrı topladığım bütün parçalar, ilk kez aynı evin içine giriyor.

Bir yorum