bodrumda Sanat,  DESIGN

Duvarın Kendisi Bir Esere Dönüştüğünde: Tarık Kartal’ın Seramik Yüzeyleri

Tarık Kartal’ın üretiminde seramik, üzerine bakılan bir objeden çıkarak mimarinin içine yerleşiyor. Bazen bir duvarı kaplıyor, bazen çok sayıda parçanın yan yana gelmesiyle bir peyzaja dönüşüyor. Sanatçının uzun yıllara yayılan mimari seramik pratiği, “Reveal” sergisiyle birlikte daha içsel ve bağımsız bir sanat diline açılıyor.

Seramik denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak masa üzerinde duran bir vazo, elde biçimlendirilmiş bir kâse ya da gündelik hayatta kullandığımız bir obje geliyor. Tarık Kartal’ın üretiminde ise seramik, alıştığımız sınırların dışına çıkarak duvarla ve mekânla ilişki kuruyor.

Duvar burada yalnızca eserin asıldığı nötr bir arka plan değil. Eserin ölçüsünü, ışığını, gölgesini ve izleyiciyle kurduğu mesafeyi belirleyen canlı bir yüzey. Seramik parçalar bazen duvarın üzerinde çoğalıyor, bazen birbirlerinden hafifçe ayrılıyor, bazen de uzaktan bakıldığında tek bir resim gibi algılanan büyük bir bütüne dönüşüyor.

Bu nedenle Tarık Kartal’ın üretimini yalnızca “seramik” başlığı altında tanımlamak yeterli görünmüyor. Onun pratiği; çağdaş seramik, mimari yüzey, rölyef, duvar sanatı ve resimsel kompozisyon arasında kendine ait bir alan kuruyor.

Toprakla başlayan akademik bir yolculuk

1973 yılında Almanya’da doğan Tarık Kartal, ilk ve orta öğrenimini Manisa’da tamamladı. Seramikle başlayan akademik yolculuğu, 1994 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Meslek Yüksekokulu’nda başladı. Ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde lisans eğitimi aldı; yüksek lisans ve Sanatta Yeterlik çalışmalarıyla bu alandaki eğitimini sürdürdü.

İzmir’de farklı seramik atölyeleri yönetti, dersler verdi ve üretim yaptı. 2010 yılında Bodrum’a taşındı. Burada yalnızca kendi sanat pratiğini sürdürmekle kalmadı; uzun yıllar Bodrum Engelliler Sağlık Vakfı’nın seramik atölyesini de yönetti.

Bugün Gürece’deki atölyesinde devam eden üretiminin gerisinde, yalnızca malzemeyi tanıyan bir sanatçının sezgisi değil; aynı zamanda çamurun hazırlanmasından biçimlendirilmesine, kurutulmasından fırınlanmasına kadar bütün süreci bilen güçlü bir teknik disiplin bulunuyor.

Fakat Kartal’ın eserlerini ilgi çekici kılan şey yalnızca bu teknik hâkimiyet değil. Aynı zamanda yıllar içinde edindiği bu bilgiyi ne kadar kontrol ettiği ve hangi noktada malzemenin kendi davranışına izin verdiği.

Seramiği mimarinin içine yerleştirmek

Tarık Kartal uzun yıllar boyunca seramik lavabolar, özel tasarım karolar, rölyef yüzeyler ve mekâna özgü duvar panoları üretti. Dolayısıyla onun seramikle ilişkisi, tek başına duran bir obje tasarlamaktan çok daha başından beri mimariyle birlikte gelişmiş.

Mimari seramik, eserin sonradan mekâna eklenmesinden farklı bir düşünme biçimi gerektiriyor. Sanatçı yalnızca biçimi ve rengi değil; duvarın ölçüsünü, mekânın kullanımını, gün ışığının yönünü ve eserin uzaktan nasıl algılanacağını da hesaba katıyor.

Bir seramik pano, beyaz bir duvara asılan resim gibi mekândan kolayca ayrılmıyor. Duvarla birlikte var oluyor. Bazen yüzeyi kesintiye uğratıyor, bazen mimarinin devamı gibi davranıyor, bazen de bulunduğu mekânın bütün karakterini değiştiren esas unsura dönüşüyor. Kartal’ın sanatının temelinde de uzun yıllar içinde kurulmuş bu yüzey bilgisi var.

Bir resmi parça parça kurmak

Sanatçının güncel üretimlerinde öne çıkan kavramlardan biri modülerlik. Modüler seramik eser, tek bir büyük yüzeyin biçimlendirilmesiyle değil, ayrı ayrı üretilmiş çok sayıda parçanın bir araya gelmesiyle oluşuyor. Her parça kendi dokusuna, rengine, kenarına ve fırınlanma hikâyesine sahip. Fakat parçalar yan yana geldiğinde, tek başlarına sahip olmadıkları daha büyük bir görüntü kuruyorlar.

Bu yöntem Kartal’ın eserlerinde parça ile bütün arasında sürekli değişen bir bakış yaratıyor. Eserin karşısından baktığımızda renklerin ve hareketlerin oluşturduğu tek bir yüzey görüyoruz. Yaklaştığımızda ise o bütün çözülmeye başlıyor; aradaki boşlukları, birbirinden farklı parçaları, spatulanın izini ve çamurun fiziksel varlığını fark ediyoruz.

Sanatçının bir paylaşımında kullandığı “80 parça, bir resmi tek tek kurmak” ifadesi, bu üretim biçimini oldukça yalın bir şekilde anlatıyor.

Ortaya çıkan şey tam anlamıyla bir resim değil; ama resimsel bir kompozisyon taşıyor. Heykel değil; fakat duvardan yükselerek fiziksel bir hacim kazanıyor. Mimari bir kaplama değil; ancak mimari yüzeyle doğrudan ilişki kuruyor.

Belki de Tarık Kartal’ın eserlerinin asıl gücü, bu tanımların hiçbirine bütünüyle yerleşmemesinden geliyor.

Yüzeye dokunan ışık

Seramik rölyeflerde yüzey hiçbir zaman yalnızca renklerden oluşmuyor. Çamurun kabartılması, oyulması, katmanlandırılması veya farklı yüksekliklerde düzenlenmesi, esere gerçek bir derinlik kazandırıyor.

Bu derinlik, ışıkla birlikte daha görünür hâle geliyor.

Gün içinde ışığın yönü değiştikçe parçaların duvara düşürdüğü gölgeler de değişiyor. Sabah daha silik görünen bir iz, akşamüstü ışığında belirginleşebiliyor. Yüzeyin bazı bölümleri geri çekilirken bazıları öne çıkıyor. Böylece eser, gün boyunca aynı görüntüyü koruyan sabit bir nesne olmaktan uzaklaşıyor.

İçinde bulunduğu mekânın ışığıyla yaşamaya başlıyor.

Boho Living Art’ta sık sık bir eserin yalnızca duvardaki yerini değil, evin içindeki hayatını da düşünüyoruz. Tarık Kartal’ın panolarında bu ilişki çok daha doğrudan kuruluyor. Çünkü ışık, gölge, duvar ve eserin kendisi birbirinden ayrılması zor tek bir kompozisyonun parçalarına dönüşüyor.

Mimari yüzeyden içsel bir araştırmaya

Tarık Kartal’ın 2026 yılında Bodrum’daki Merqezart’ta açılan ilk kişisel sergisi “Reveal”, sanatçının üretiminde dikkat çekici bir eşik oluşturuyor.

Serginin düşünsel başlangıç noktasında Herakleitos’un “Doğa saklanmayı sever” sözü bulunuyor. Kartal, mimari yüzeylerle kurduğu uzun ilişkiyi bu kez daha içe dönük ve bağımsız bir sanat araştırmasına taşıyor.

Sergide yer alan modüler panolar, renklendirilmiş çamurlar, akıtılmış yüzeyler ve spatula hareketleri; kontrol ile rastlantı arasındaki sınırda şekilleniyor. Sanatçının teknik bilgisi kompozisyonun yapısını kurarken çamurun, rengin ve ateşin bütünüyle kontrol edilemeyen davranışı eserin içine dâhil oluyor.

Bir tarafta ölçü, tekrar, planlama ve mimari bir düzen var.

Diğer tarafta akış, iz, yoğunluk, değişim ve belirsizlik.

Eserler ne tamamen kontrol edilmiş geometrik tasarımlara ne de bütünüyle rastlantısal yüzeylere dönüşüyor. Sanatçı önce sınırları olan bir sistem kuruyor; ardından malzemenin o sistem içinde kendi sözünü söylemesine izin veriyor.

Bu yönüyle “Reveal”, Kartal’ın mimari seramikten bütünüyle uzaklaştığı bir kopuş olarak değil; yıllar boyunca geliştirdiği yüzey bilgisini daha kişisel bir anlatıya dönüştürdüğü doğal bir devamlılık olarak okunabilir.

Birlikte üretmenin başka bir anlamı

Tarık Kartal’ın seramikle kurduğu ilişkinin bir başka önemli katmanı, Bodrum Engelliler Sağlık Vakfı’nda yürüttüğü çalışmalar.

Kartal’ın yönettiği atölyede seramik, yalnızca boş zamanı değerlendiren bir etkinlik veya el becerisini geliştirmeye yönelik bir çalışma olarak kalmadı. Engelli bireylerin kendi tasarımlarını oluşturabildiği, üretim sürecinin farklı aşamalarına katıldığı ve bazı katılımcıların gelir elde edebildiği sürdürülebilir bir sisteme dönüştü.

Burada ustalık, yalnızca sanatçının kendi üretimini kusursuzlaştırması anlamına gelmiyor. Bilgiyi aktarabilmek, farklı becerilere alan açmak ve üretimin başkaları için de karşılığı olan bir imkâna dönüşmesini sağlamak anlamına geliyor.

Bu yaklaşım Kartal’ın sanat pratiğinden ayrı düşünülebilecek küçük bir sosyal sorumluluk notu değil. Aksine, onun seramiği bireysel bir ifade alanının yanı sıra birlikte üretmenin dili olarak da gördüğünü gösteriyor.

Duvara asılan değil, duvarla birlikte var olan sanat

Tarık Kartal’ın eserlerine bakarken seramiğin sanat mı, tasarım mı, zanaat mı yoksa mimari bir unsur mu olduğuna karar vermeye çalışabiliriz. Oysa belki de üretiminin açtığı asıl alan, bu ayrımların ötesinde bulunuyor.

Onun eserlerinde elin izi var; fakat bu iz teknik bilgiden bağımsız değil. Tekrar var; fakat hiçbir parça diğerinin bütünüyle aynısı değil. Mimari bir düzen var; fakat çamurun ve ateşin belirsizliği bu düzenin içine sızıyor.

Duvar artık yalnızca eserin sergilendiği yer olmaktan çıkıyor. Yüzey, boşluk, ışık ve gölgeyle birlikte eserin kendisine katılıyor.

Gerideyse insan eliyle doğanın iradesi arasında kurulmuş, sessiz ama sürekli değişen bir yüzey kalıyor.

Kaynaklar

  • Uluslararası Pişmiş Toprak Sempozyumu, Tarık Kartal sanatçı biyografisi
  • “Ankara’dan Seramik Sohbetleri: Tarık Kartal ve Duvar Panoları” söyleşisi
  • Merqezart, “Reveal” sergi metni ve sergi duyuruları
  • Tarık Kartal’ın kendi sosyal medya paylaşımları
  • Anadolu Ajansı, Bodrum Engelliler Sağlık Vakfı Seramik Atölyesi haberi