Yağmur Tekin’in Bohem Ruhlu Hikâyesi

Bugüne kadar bohem ev dekorasyonu, yaşam stilleri ve tasarımlarını mercek altına altığımız bohem ruhlu blogumuzda bundan böyle ruh hallerimizi de dahil ediyorum. Madem her şey onun başının altından çıkıyor, bu örtüyü bir de biz kaldıralım bakalım neler saklı kalmış altında?

Bohem ruhlu röportajlar serimin ilkine Yağmur Tekin’le usulca bir giriş yapalım o halde, dahası yavaşca… Sanırım son zamanlarda yaşadıklarım ve hayatıma dahil olan bazı kişilerin bana göstermek istediği bir şeydi bu, yavaşlamak. Kendi benliğinde, etrafında olup biten şeylerin farkına varabilen ve ruhunun ihtiyacı olan şeyleri ona sağlama noktasında yaşadığımız bu karmaşa ya da arayışlar; adı her neyse? Bir tek ben mi başa çıkamıyorum, yoksa hepimiz mi aynı yollardan geçiyoruz merak ediyorum.

Çünkü bazı profillere baktığımda kimisi çok daha erken yaşta fark etmiş ve yol haritasını belirlemiş görünüyor. Mesela Yağmur Tekin, o ve onun gibilerine imrenmek bir yana dursun müthiş takdir ediyorum ve hikâyelerinin birilerine ilham olması için paylaşma isteğimden kendimi alıkoyamıyorum. Nasıl anlamışlar, bu yolculuğa onları ne itmiş, nasıl bir formül bulmuşlar ben soruyorum ve ortaya böyle bohem ruhlu cevaplar çıkıyor.

Çok uzun zamandır sessizce sırasının gelmesini bekleyen bir röportaj bu. Her önüme açıp baktığımda kendimden bir şeyler bulduğum,hatta bana bir şeyleri hatırlatan bir kaç işareti fark etmemi sağlayan bir röportaj. Nedenini bilmiyorum, ama kaybolduğumda açıp açıp okuyorum, beni yirmili yaşlarıma götürüyor. Sonrada olduğum kişiye geri dönerek “geldik mi, neden durduk şimdi burada?” dedirtiyor bana…

Bence bohem olmak için yeteri kadar kritere sahipsin. Ama bir de senden dinleyelim ne kadarın bohem ruhlu?

Lisedeyken bohem stili keşfettiğimde sadece ev dizaynına ya da kıyafete yansıdığını sanmıştım. Fakat ondan sonra yaptığım araştırmalarda bohemin aslında ruha yansıyan bir yaşam biçimi olduğunu anladım. Bu rahat tarzı, kurallara uymamayı, renk cümbüşlerini seviyorum. Ne kadarımın bohem ruhlu olduğuna gelirsek içimde bunu tam yansıtamayan bir yan var diyebilirim. Ama benliğimin büyük kısmını kaplayan bohemlik seneler geçtikçe hayatımda daha fazla anlam katarak yer ediniyor.

Bir anımın bir anımın tutmadığı bir yapıya sahibim ve bazen bu karmaşıklık içinde kaybolup fazlasıyla yorulduğumu hissediyorum.

Tek bir kelimeyle seni tarif etmeni istemem ne diyebilirdin?

Tek bir kelimeyle kendimi tarif etsem, kullanacağım kelime ‘karmaşık’ olurdu. Bir anımın bir anımın tutmadığı bir yapıya sahibim ve bazen bu karmaşıklık içinde kaybolup fazlasıyla yorulduğumu hissediyorum.

Hayatında yaşadığın dönüm noktaların oldu mu, olduysa ne gibi şeylerdi ve sende nasıl bir iz bıraktı?

Herkesin hayatında dönüm noktaları vardır. Olmayanlar ise henüz o raddeye gelmemiştir. Benimde dönüm noktalarım var biri hepsinden çok üstün geliyor. Genel olarak ailevi diye nitelendirebilirim. Ailede bazı şeylerin eksikliği ile büyüdüğünüzde ister istemez seneler içinde ruhunuzda yer edinen belli başlı şeyler oluyor. En başında yaşıtlarınızdan önce olgunlaşabiliyorsunuz. Bende bıraktığı şeye gelirsek şu hayatta çok fazla şey olmak istiyorum ama yaşadıklarım sayesinde ‘ne olmamam, nasıl bir karakter olmamam’ gerektiğini çok iyi biliyorum. Bunu olumlu bir açıda söylüyorum çünkü bana göre kötülüklerin içinden o pozitif yanı çıkarabilmeli insan. Hatta acılarıyla dalga geçebilmeli ki içinden sağ çıkabilsin.

Genel olarak hayata karşı nasıl bir bakış açısına sahipsin?

Hayata karşı bakış açım şu yönde ‘başına her şey gelebilir ama pes etmek yerine savaşmayı tercih etmelisin.’ Bazen hemen koyveriyorum ama sonra bir şekilde silkelenip kendime gelebiliyorum. Çünkü biliyorum ki hayat cidden çok kısa ve biz bu senaryo ne zaman bitecek bilmiyoruz.

Ben yolculuğun henüz çok başındayım ama en azından hayatta yapmam gereken o yegane şeyi keşfettiğim için çok şanslıyım.

  Anladığım kadarıyla bir çoğumuz gibi içinde olmak zorunda olduğun bir yaşam döngüsünün içinde kendini bulma arayışların var, bu girdabın içinden nasıl çıkabildin?

Sevmediğim bir bölümde, kendimi ait hissetmediğim bir ortamda, işsizlik kaygısıyla yanıp tutuşan bir üniversite öğrencisiyim ben. Yoga işte tam da bu anlarda başladı benim için. Kendimi kaybettiğimde, dışarı çıkamayacak raddeye geldiğimde, hatta savrulmaya başladığım anda keşfettim onu. Gündelik hayattan okula gitmenin yanı sıra kitap okumayı, bol bol yazmayı ve günümün belli bir bölümünü matımın üzerinde geçirmeyi çok seviyorum. Ben yolculuğun henüz çok başındayım ama en azından hayatta yapmam gereken o yegane şeyi keşfettiğim için çok şanslıyım.

Yoga senin gerçekten kendini bulmanı sağladı mı yoksa bazı şeyleri fark edip seni daha çok aramaya itti mi?

Yoga zaten kendimi kaybettiğimde bulduğum bir şeydi ve o zamanlar iyi ki dedim iyi ki bu derse katılıp muazzam dakikalara ve deneyime dahil olmuşum. Şöyle diyebilirim ki yoga sonu gelmeyen bir okul gibi. Her zaman yeni şeyler öğrenip, onları özümseyip, ruhunuza katıyorsunuz. Siz aslında kimsiniz onu fark ediyorsunuz. Arayışın ve keşiflerin sonu yok. Şu hayata geldiysem bir amacım olmalı diyordum o amacı buldum en güzel yanı da bu.

İçindeki potansiyeli nasıl yorumlayabilirsin, neler var sence orada ve ne kadarını gerçekleştirebiliyorsun?

Bir yoga hocam demişti ki ‘ içindeki potansiyelin farkına var, her şeyi yapabilecek güçtesin.’ İçimdeki potansiyelin hiç sönmeyen bir ışığı var ve benim sönmesine asla müsaade etmeyeceğim bir yanımda var. Çünkü o olmadığı müddetçe biliyorum ki bu koskoca dünya, kötülükler beni yutabilir. Onun her zaman orada olduğunu bilmek, canlı tutmak bile insana güç veriyor. Ne kadarını gerçekleştirdiğime gelirsek imkanlar gerçeğini göz ardı edemeyiz. İmkanımın yettiği kadarıyla her şeyin peşinden gidiyorum ve şartlarım güzelleştikçe daha da iyilerini yapabileceğime inanıyorum.

Ben başkalarından çok ilham aldım ve almaya da devam ediyorum. Peki ben neden birilerine ilham olmayayım?

Yağmur Tekin

Peki ışığınla ne kadar kendini aydınlatabilirsin?

Işığımla sadece kendimi değil, başkalarını da aydınlatabileceğime inanıyorum. İlham denen kavram devreye giriyor burada. Ben başkalarından çok ilham aldım ve almaya da devam ediyorum. Peki ben neden birilerine ilham olmayayım? Aslında yogaya başladığımdan beri çok  güzel geri dönüşler alıyorum ve ışığın yayılmaya başladığına dair bir işaret bence bu.

Tüm kaosu dışarıda bırakıp evinde adım attığında seni en mutlu hissettiren hangi an dır. Ve o andan sonra neler hissedersin ve vaktini nasıl geçirmeye programlarsın kendini.

Evime adım attığımda genelde ‘oh be dünya varmış’ diyorum. İlk önce bitkilerimle konuşuyorum, onlara sevildiklerini hissettiriyorum. Hatta onları gördüğüm an bütün sinir, stres bedenimden uçup gidiyor. Kendimi bulduğum bir noktada bu aslında, bitkiler bilhassa da kaktüslerim. Aşırı tutkunum onlara. Kendimi şöyle programlıyorum. O gün yapacaklarımı yazdığıma dair her zaman bir not defterim vardır. Oraya yazdıklarımı tamamlayıp güzel bir keyif kahvesi içmek beni aşırı rahatlatıyor belki ekstra olarak ortamım müsaitse meditasyon yapabiliyorum.

Evlerimiz en çok kendimiz olduğumuz yerler, senin şu an yaşadığın nasıl bir ev ve ne kadarını senin ruhunu yansıtabiliyor?

Aile evinde yaşadığım için o bohem ruhu evime tam anlamıyla yansıtamıyorum. Çünkü tam anlamıyla sana ait bir ortam olmuyor. Ben ruhumu daha çok pinterest’ten aldığım ilhamlara yansıtıyorum. Orada resmen bir evim olduğunda neler yapmam gerektiğini tasarladığım bir dünyam var. Ruhumu hapsetmeye niyetim yok zamanı geldiğinde tam anlamıyla bir ‘ben’ olarak var olacağıma inanıyorum.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply