Vuslat Sena: “Fıkra gibi bizimkisi”

Anneliği eğlenceli hale getiren ve böyle büyük sorumluluklar almaktan çekinmeyen insanlara bayılıyorum. Dünyanın en zor mesleği sizinki; istifa edemezsin, asla değiştiremezsin, hiç bitmeyen mesain vardır, devamlı direktifler yağdıran bir yöneticin ve sen her toplantıda istek ve beklentilerini dile getirsen de ilk iki gün her şey normal gider, sonrasında hoppa cuppa 🙂 Üstelik beş kuruş da para almazsın…

Sonra bir karantina gününde her daim neşeli kalmayı başarabilen bu eve bir kargo gelir. Hem de hiçbir şey beklemezken;

“Anneler günü hediyen dediler. Ben de bir tango, vals, bana bir karnaval havası falan. İlk kez böyle üçü birleşip karar verip alıyorlar falan baya keyifli bir şeymiş.”

Vuslat Sena! Bilakis kuzenim olur kendisi. Güzel sanatlara olan ilgisi ve gösterdiği üstün yeteneklerinden ötürü beni de etkisi altına alan Vuslat, büyüyünce ne olmak istediğimin cevaplarıydı benim için. Tiyatrocu, dansçı, ressam, yazar hepsi hepsi olmayı diledim sayesinde, şimdi bakıyorum da keşke biraz örnek alıp anne olmayı da dileseymişim…

Reklam metin yazarlığından doğum fotoğrafçılığına olan hikâyesinde Sevgili Vuslat’ın Fıkra gibi hayatına konuk olduk.

Kadraja sığmayanları da aşağıya bıraktık.

Sanatçılar özgürlüğüne düşkündür, sana bakınca dünyanın bütün yükü senin üzerinde gibi. 2 köpek 2 kedi 1i kız 2 erkek annesi olmak. Çılgınlık mı bu?

Yaptık bir çılgınlık diyelim o zaman. Hepsi çok kendiliğinden gelişti. Hayatımın içinde oluverdiler. Hep ordalarmış gibi şimdide… Sanki kızım Lâl olmadan dans etmenin tadı yok. Daha önce bir cafe de oturup tek başıma napıyomuşum acaba? Şimdi böyle kikir kikir daha eğlenceli. Ya da her sabah ki hayvan besleme telaşımız. Herkes birbirine bir tur soruyor. Kedileri besledin mi? Nugget ve Murphy ye yemek verdin mi? Okula gidince mesaj atıyorlar ikinci tura dönüyoruz. Şey gibi biraz sabah bizim ev “Evde tek başına” filminde sabah herkesin uyandığı ve uçağa yetişmeden önce evde hazırlandıkları bir sahne vardır ya, işte tam olarak öyle.

Neler oluyor mesela o evde ben çok onu merak ediyorum. Düşününce sanki bahçeli, müstakil birkaç katlı bir yerde yaşıyorsun gibi, ama değil…

Şehrin merkezinde 3 oda 1 salon evde yaşıyoruz hep birlikte. Büyük oğlum üniversite sınavına hazırlanıyor. Ortanca ve küçük yan sokakta bir okula gidiyorlar. Normal hayatımızlardayken, sabah herkes okullara dağılıyor. Kimi zaman çekimde olurdum, ki genelde işim onlardan erken biter evdeysem bilgisayar başında edit yapıyor oluyordum. Bazen de hayvan çocuklarımla sahilde yürüyüş yapıyoruz (duk). Tüm arkadaş ve dostlarım neredeyse yakın çevrede oturuyorlar. Onlarla biraz vakit geçirip akşamüstü 5 den sonra soluksuz bir koşturmaca başlar; yemek yapmak, tek tek çocukların gelip gün içinde neler yaptıklarını anlatması. Akşam yemeğinde tek doz ‘how i meet your mother’ aile geleneğimiz gibi bir şey oldu. Saat 10 civarında çocuklar için uyku benim için edit vakti. Bu tabi baya bir özeti. Gün içine hastalıklar, unutkanlıklar, plansızlıklar girdiği anda her şey değişiyor.

1 numara Ada ve 3 Numara Lâl

Peki şimdilerde?

5 insan 4 hayvan 3 oda 1 salon apartman dairesinde nasıl yaşarsa öyle  Başlarda geçiyordu şimdilerde biraz zor. Fıkra gibi biraz bizimkisi… Enteresan kümeleşme saatlerimiz var mesela… Kargo gelince aşırı bir sevinç. Kargonun kime geldiği ile ilgili bir magazin dönüyor. Ardından bahis falan açıyoruz. Bilemeyene ceza derken eğlenceli hale getirmeye çalışıyoruz. Geçen gün en şaşırtıcı kargo bana geldi. Hem de hiçbir şey beklemezken. Anneler günü hediyen dediler. Ben de bir tango, vals bana bir karnaval havası falan. İlk kez böyle üçü birleşip karar verip alıyorlar falan baya keyifli bir şeymiş. Zorlukları da var tabi… 3 Ana öğün ve 2 ara öğün kısmı. Bunun bulaşığı, temizliği falan derken son zamanlarda kendi kendime isimler takıyorum. Şu an açık ara önde olan isim “bulaşık dedektörü”. Çay kaşığı dahil affetmiyorum.

2 numara Güneş! Karantinada saçlarını 2 numaraya vururken.

Nasıl motive edebiliyorsun kendini, hiç kendi kendine kalmak istediğin zamanlar olmuyor mu?

Kendi kendime kaldığımda yaptığım şeyleri unuttum desem. O kadar uzun zamandır düşünmediğim bir şey ki, soruyu cevaplarken çok zorlandım. Detaylı düşüneceğim bu konuda yazarak, çizerek. Çok iyi soru:))) – Ben cevap veriyorum “Bodrum kaçamağı!”-

Murphy, uzun yürüyüşleri ve sahilde koşmayı çok özlüyor.
Bir kaç gündür rüyasında koştuğunu görüyor ve ağlıyor.
Bu fotoğrafta ona durumu anlatmaya çalıştım.
Beni dinledi, dinledi… Gidip topunu getirdi.
Belki evde daha fazla yorarsak rüyaları devam eder
ama ağlamaları son bulabilir.
Şimdi eve sandalyelerden, minderlerden bir düzenek kuracağız.
Bakalım koca kızı ne kadar yorabileceğiz?
Karantina Günlükleri -Nisan 2020

Peki mesela var mıdır büyük pişmanlıkların ya da içinde uhde kalanlar?

Veteriner olmak çok istiyordum hep… Gerçi şimdi ameliyat falan yapamam ama temel seviyede fena olmadığımı düşünüyorum. Hatta bazen yeniden girsem sınava okusam mı diyorum. İşte esas o zaman çılgınlık yapmış olurum bence .

Bir his var içimde onun peşindeyim aslında. Sıcak/Soğuk oyunu gibi… Yaklaştığım zamanı biliyorum fakat araya hayat girdiğinde kaybediyorum.

Şu an geldiğin nokta seni ne kadar mutlu ediyor, “kendimi tam anlamıyla buldum artık bir şey aramıyorum” diyebiliyor musun?

Aramaz olur muyum? Aramazsam yol biter. Koşturma biterse ben biterim. Yeni şeyler öğrenmek, yeni keşifler yapmak ve bunları aktarmak yolculuğun en sevdiğim kısmı. Baya baya arıyorum. Bir his var içimde onun peşindeyim aslında. Sıcak/Soğuk oyunu gibi… Yaklaştığım zamanı biliyorum fakat araya hayat girdiğinde kaybediyorum. Ciddi ciddi bunun peşindeyim. Artık baya yaklaştığımı da hissediyorum.

Bildiğim kadarıyla çocukken de sanat yönün çok kuvvetliydi, neler kazındı hafızana o zamanlardan. Ve bugüne bakınca nelerin hala aynı kalabildiğini görüyorsun?

Piyanolar mı çalmadım, udlar mı. Solfej dersleri mi almadım. Korolarda mı boy göstermedim. Sabahları çiğ yumurta desen onu da içtim. Müziğin etrafında döndüm durdum sürekli. Sonra kendimde normalleştirdiğim bir şeyi fark ettim. Arkadaşlarımı toplar film izletirdim. Onlar filmi izlerken ben onları izlerdim. Mimiklerinden, duruşlarından, hareketlerinden onları okumaya çalışırdım. Aynı şeyi ailem bir şeyler izlerken de yapardım. İnsan okumayı, hikâyeleri orada yokmuşçasına izlemeyi çok severdim. Şimdi de pek bir farkı yok aslında, bu hikâyeleri yine dışarıdan izleyip fotoğraf makinamla kayıt tutuyorum.

Peki gençlik yıllarında yapmış olduğun seçimlerde nasıl bir Vuslat vardı, reklamcılık eğitimi almayı tercih etmen bu sektöre duyduğun meraktan mı yoksa yeteneklerinin o yönde olduğuna inancından mı kaynaklanıyordu?

Şu gün olsa tercih etmezdim diyeceğim ama eğer o zaman yolum reklam olmasaydı bugün aşkla yaptığım işimi yapıyor olmayacaktım. Yaptığın her şey bir şeye sebep oluyor.  

Peki kendini oraya ait hissetmediğini düşünüp başka bir şeyler yapmalıyım derken mi karar verdin fotoğraf çekmeye?

İlk oğlumun doğumundan sonra çalıştığım ajans ile freelance anlaştık. Bu bile oldukça yorucuydu. 3 aylık bir bebeği emzirirken sabahlara kadar konkura hazırlanmak zordu baya… İkinci oğlum olduğunda çok istemiştim doğum fotoğrafları olsun. O zaman 2 kişi vardı yapan bu işi. Ve dolulardı o tarihte. Çok merak ettim. Yurtdışı kaynaklar, işin nasıl yapıldığı, eğitimler, atölyeler derken. İlk doğumuma girdim. Kolayı beni bulmaz tabii…
İlk doğumum tabi ki ikizdi. Büyük bir deneyimdi benim için… “Tamam” dedim bu his, buldum. Aslında fotoğraf çekmekten çok ben sadece ‘doğum fotoğrafı’ çekmeye karar verdim. 

Tek bildiğim. Çekim yapmayı çok özledim.

Kendini yeterince sanatsal anlamda ifade edebiliyor musun, yoksa bu tam olarak ben değilim ama ekmek parası yapacak bir şey yok dediğin oluyor mu?

Nasıl ki bir ressamı sabah 9 da masanın başına oturtup akşam 6 ya kadar çizmesini bekleyemezsin. Onun gibi. Sanatsal tatmin normal doğumlarda daha mümkün. Çünkü akış bozuluyor. Sürprizli oluyor. Gecenin 3 ünde gelen bir telefon ile şehrin diğer ucuna bir canın dünyaya gelişine şahitlik etmeye gidiyor olmak bile oldukça heyecan verici.Her fotoğrafta olmasa da. Benim de doymam lazım bazı karelerde. Hatta bazen çok sevdiğim fotoğraflar oluyor. Sadece kendim için çekiyorum. Eğer bir proje çıkacak şekilde ilerliyorsam o zaman tadından yenmiyor tabi.

Karantina süreci yeni projelerinden aksatma yaşattı mı?

Şu anda herkesin sağlığı için duruyoruz. Çalışılmıyor ki, öyle de olsun zaten. Zamanı geldiğinde hastaneler yeniden doğum fotoğrafçılarını almaya başlayacaklardır. Belki çocukların karantinası sona erdiğinde sosyal mesafeyi koruyarak dış mekan çekimi yapmaya başlanabilir. Her şekilde büyük bir belirsizlik. Tek bildiğim. Çekim yapmayı çok özledim.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply