ÖZLEM SARAÇ: “FABRİKA AYARLARINA DÖNMEYE ÇALIŞIYORUZ.”

Huzurla, sağlıkla yaşadığımız ve kendimizden şüphe etmediğimiz bir dünya… Sevdiğimiz uğraşlarla mutlu olduğumuz; ailemizle, çevremizle iyi ilişkilerin tadını çıkardığımız, kendi dengelerimizi bulmayı bildiğimiz bir dünya.. Yediklerimiz içtiklerimiz kadar gördüğümüz, duyduğumuz, dokunduğumuz, söylediğimiz, düşündüğümüz her şeyin şifamız olduğu bir dünya…Kendimize ve bedenimize güvendiğimiz doyasıya yaşadığımız bir dünya… Özlem saraç aynı duygu da buluştuğumuz güzel insanlardan bu satırlar onun ‘’bu dünya’’ hayali kendisiyle doya doya tatlı bir sohbet gerçekleştirdik . Keyifle sunarız…

Kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

İzmir’de doğdum büyüdüm. Çocukluğumdan beri sanata ilgim ve yatkınlığım vardı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Tiyatro/Oyunculuk bölümünü kazandığımda kimse şaşırmadı. Tam da olması gereken dediler. Çocukken kişilik çok belirleyici oluyormuş sahiden. Ben her zaman çabuk sıkılan, zaman geçirmenin yaratıcı yollarını arayan ve bulan bir çocuktum. Bu büyünce de değişmedi. Zaman içinde yaşadıklarımla bağlantılı olarak yeni yeni yollar gelişti sadece. Oyunculuk ve yazarlık serüvenime sağlıklı yaşam koçluğu ve aromaterapi de eklendi, yolculuk devam ediyor.

Çocuklar için dramalar yazmayı tercih etmenizin nedeni neydi?

Aslında yetişkinler için yazdığım oyunlar çocuklar için yazdıklarımdan daha fazla. Ama çocuklar için yazan çok fazla oyun yazarı olmadığı ve çok büyük kurumlar yıllardır sponsorum olduğu için bu alanda daha çok tanındım. Çocuklar için yazmak çok eğlenceli. Çocuğum yok ama onları çok iyi anlıyorum. Bu kadar teknolojinin içinde nasıl bir hikaye ilgilerini çeker diye düşünüyorum yazmaya başlamadan önce. Zaten çocuk oyunu yazarken hiçbir zaman sadece çocuklar izlesin diye yazmıyorum. Her çocuk bir büyüğüyle geliyor tiyatroya. Bir yaştan sonra eğlenmeyi unutuyoruz. Oynamayı unutuyoruz. Çocuklar bize o sonsuz merakı, anın tadını çıkarmayı, keyif almayı çok güzel hatırlatıyor. Kendim ne izlersem mutlu olurdum diye düşünerek yazıyorum. Çocuk edebiyatı ve sinemasının sıkı takipçisiyim. Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi hayranıyım. Daha renkli, eğlenceli ve daha güzel bir gelecek hayali ilham veriyor bana.

Oyunculuk çocukluktan gelen bir tutkunuz mu? Bu alanda ki yeteneğinizi ilk nasıl keşfettiniz?

Kendimi bildim bileli oyun yazıyorum, oynuyorum. Okuma yazma bilmeden önce bile kafamda metinler oluşturup, komşu çocuklara roller verip, sahnelerdim. Her çocuk aslında oyuncu ve yazar. Doğuştan büyüleyici bir hayal gücüne sahibiz. Ben bunu bir yetenek olarak görmüyorum. Olsa olsa üstü örtülmüş bir özelliktir. Ailemin yönlendirmesiyle hepimizde doğal olarak var olan yeteneklerim doğrultusunda devam edebilme şansına sahip oldum.

Oyunlarınızın birçoğu önemli ödüller kazanırken bu başarıya ulaşmak için kendinizi nasıl beslediniz, nelerden ilham aldınız ya da günlük ritüelleriniz neler oldu ?

Kendime yetenekli diyemem ama çok disiplinli ve çalışkanım. Türkiye’de oyun okuma alışkanlığı pek yok. Yarışmalara oyunlarımı en azından seçici kuruldaki 5-6 kişi okuyacak motivasyonuyla katıldım. Kazanmak bonusu oldu. Bitmez tükenmez bir öğrenme aşkım, çok fazla ilgi alanım var. Bir şey ilgimi çekerse derinlerine dalmam gerek. Bu kadar iştahlı yaşamak yazarlığımı da besliyor diye düşünüyorum. Her gün ama her gün mutlaka yazıyorum. Bunu bir zorunluluk olarak yapmıyorum. Benim için yüzümü yıkamak gibi bir şey. Her yazdığımı okunsun diye yazmıyorum. Ama yine de başkasının ruhuna dokunma, beğenme ihtimali en büyük motivasyonum. Hayatın her bir zerresi ilham dolu, hiç konu sıkıntısı çekmiyorum. En ufak bir eylemi bile ritüel haline getirmeyi seviyorum. Yazmaya başlamadan önce etrafı toplarım, masamın üstünü temizler pırıl pırıl yaparım. Etraf dağınık olduğunda kafam da dağınık oluyor. Yeşil çayımı yaparım. Buhurdanlığa o günkü ruh durumuma uygun güzel bir uçucu yağ koyarım. Fonda mutlaka müzik : )

Peki oyunculuk ve yazar kimliğiniz arasında en çok hangisinde tamamen kendimi hissediyorum diyebiliyorsunuz?

Yazarlık

Oyunculuk, drama yazarlığı derken bütünsel beslenme sağlık, iyilik, güzellik konularında kendinizi gerçekleştirdiğiniz bir alan daha var. Bu başlıklar hayatınızda nasıl bir hikayede birleşti, nedir dönüşüm noktanız?

Yaklaşık 10 yıl önce hayatım birden karıştı. Çok sevdiğim anneannemi kaybedince büyük bir duygusal stres yaşadım. Panik ataklar başta olmak üzere fiziksel olarak da sağlığım bozuldu. Yıllar geçip yasımı atlatmıştım ama sağlığım hala feciydi. Geçmeyen ağrılarım, sızılarımla sürekli doktor doktor geziyordum. 3-4 yıl herhangi bir teşhis konulamadı. Bu arada çok kötü beslendiğimin de farkında değildim. Sigara içiyor, başı boş bir çocuk gibi canım ne çekerse yiyor, sebzeden nefret ediyor, mutfağa girip yemek yapmayı zulüm olarak görüyordum. Nihayet rahatsızlığıma Fibromiyalji teşhisi konuldu. Bir tedavi protokolü çıkarıldı. Ama hiçbir tedaviye cevap vermiyor ve günden güne daha da kötüye gidiyordum. Hatta nadir bir hastalığa yakalandığımı ve teşhis edilemediğini bile düşündüm. Denemediğim yol kalmadı. Bütün hayat neşemi kaybetmişken derinlerimden bir yerde ilaçların beni iyileştiremeyeceğini ve bir şey yapsam sanki bir düğmeye dokunsam bir şeyler yoluna girecekmiş gibi düşünüyordum. O sıralarda bütünsel beslenme koçu arkadaşım Nesko rahatsızlıklarımın hayat tarzımla ilişkili olabileceğini söyledi. Sırtımdaki ağrıların yediğim sandviçle, pizzayla ne alakası vardı? Ama o kadar çok şey denemiştim ve iyileşmeyi o kadar istiyordum ki Nesko ile çalışmaya karar verdim. Bütün hayatımı ve alışkanlıklarımı Nesko sayesinde yavaş yavaş değiştirdim. Kendimde gördüğüm değişiklik ve iyileşme hali bana bir mucize gibi geldi. 2 yıl sonra bambaşka bir hayat yaşamaya başladım. Bedenime ve ruhuma iyi gelmeyen her şeyi çıkardım hayatımdan. Sonra ilgimi çeken her şeyde derinleşme isteğim olduğundan merkezi Newyork’da bulunan Institute For Integrative Nutriton’dan 1,5 yıl süren sertifikalı bütünsel beslenme koçluğu eğitimi aldım. Başlarda başkalarına koçluk yapmak gibi bir hedefim yoktu. Hatta koçluk yetenekleri ile ilgili derslerden “ben bu işi yapmayacağım, kendim için öğreniyorum. Beni muaf tutsanız olmaz mı?” diye kaytarmaya çalışıyordum. Sonra anladım ki koçluk zaten yapılan bir iş değil bir olma hali. İyi ki almışım o eğitimi. Hayatımda yeni yeni pencereler açıldı. Eğitimlerin arkası geldi. Bu böyle bir iş. Eğitimi hiç bitmiyor.

Antioksidandan zengin rengarenk tarifleriniz, mis gibi çay karışımlarınızla yaratıcı, dönüştürücü yönünüze bayılıyoruz. Mutfak ile ilişkinizde önceliğin şifa olduğunu nasıl anladınız? Eliminasyon programları, aroma terapi hayatınıza dahil etmekte zorlandığınız anlar oldu mu?

Teşekkür ederim. Sağlık mutfaktan başlıyor. Biz ne duygularımızı ne düşüncelerimizi seçebiliyoruz.Ama yediklerimizi seçebiliyoruz. Yediğimiz içtiğimiz bizim ruh halimizi, düşünce tarzımızı manipüle edebiliyor. Kendi iyileşme serüvenimde bunu bizzat deneyimlediğimden mutfağa girmek için ikna olmam kolay oldu. Daha önce mutfak gereksiz bir alan ve zaman kaybı diye düşünürken yemek yaparken de yaratıcı olmanın mümkün olduğunu görünce birden mutfak kuşu oldum  Tabii ki zorlandığım anlar oldu. Glutensiz, şekersiz ve süt ürünsüz besleniyorum uzun zamandır. Yani hayatım eliminasyon. Bir kere eşimle ve çevremle yeme içme ve yaşam alışkanlıklarımız çok farklı. Başlarda kendimi çok uyumsuz hissettim. Sosyal yaşantıma yeni yaşam tarzımı nasıl adapte edeceğimi bilemedim. Zamanla orta yollar buldum. Aromaterapi eğitimimin 1.kısmı bitmek üzere. Bitkilerin dünyasının uçsuz bucaksız bir evren olması bazen korkutuyor beni. Öğrendikçe hiçbir şey bilmiyormuşum gibi geliyor. Kokuları hayatınıza katmak yeme alışkanlıklarınızı değiştirmekten daha kolay.

Bütünsel yaşam önerileri verirken sadece hücrelerimizi değil ruhumuzu da beslemenin önemine, ‘’ Kendinizi negatif duygularla ( Kin, nefret, şikayet gibi ) besliyorsanız dünyanın bütün brokolileri bir araya gelse bir nebze faydası olmaz ‘’ cümleniz ile nüktedan bir şekilde değiniyorsunuz. Siz ruhunuzu nasıl besliyorsunuz ? Önerileriniz neler?

Ben hem kendi yolculuğumdan hem danışanlarımdan da gördüm ki biz işin yeme içme kısmına çok takılıyoruz. Ne yiyeceğim ne içeceğim diye o kadar düşünüyoruz ki büyük resmi gözden kaçırıyoruz. Yediklerimiz elbette önemli ama inanın işin küçük bir parçası. Biz gerçek gıdamızı hayattan alıyoruz. Gün içinde yediğimiz içtiğimiz kadar soluduğumuz hava, karşılaştığımız insanlar, konuştuğumuz dil, gördüğümüz objeler, düşünce şeklimiz, yaptığımız uğraşlara kadar temas ettiğimiz her şey bizi besliyor. Sağlıklı olmak eşittir kendini ifade etmek. Kendimizi işimizde ve özel hayatımızda var edebildiğimizde, hak ettiğimiz değeri gördüğümüzde, evrenle ve doğayla uyumlu bir şekilde yaşadığımızda sağlık zaten kendiliğinden geliyor. Zaten diyet kelimesi Eski Yunanca’da bir günlük yolculuk anlamına geliyor. Bir bütünün parçası olduğumuzu, kendimize, sevdiklerimize ve dünyaya karşı sorumluluklarımız olduğunu hatırlayarak yaşamalıyız bence. Ben hastalığımdan kendimi sevmeyi öğrendim. Bana iyi gelen yiyeceklerle beslendikçe kendimi daha enerjik hissediyorum. Kendimi enerjik hissedince daha verimli bir gün geçiriyorum. Kendimi enerjik hissetme halini hiçbir böreğe değişmem : ) Ben küçük adımlarla başlamayı tavsiye ediyorum. Sağlıklı olmak demek zayıf olmak demek değil. Moda diyetler, şok diyetler bedenin dengesini bozar. Tartıya odaklı olmak yerine bedeninizin sesini dinleyin. Dünyada insan sayısı kadar beslenme biçimi var. Her birimiz farklıyız. Hepimize iyi gelen kötü gelen yiyecekler farklı. Beden o kadar güzel size evet ve hayır dediği gıdaları söylüyor ki. Ya hep ya hiç mantığında olmak battı balık yan gider düşüncesine de neden oluyor.

Sağlıklı yaşam uzun ve düşmeli kalkmalı bir yol. Her zaman yoldan çıkabilir ama patikaya geri dönebilirsiniz. Sabırlı olmak, bedenle yeni bir iletişim dili kurmaya hevesli olmak gerekiyor. Herkes ne yiyip yememesi gerektiğini biliyor. Nerelerde neden tıkanıyor, neden vazgeçiyor, hayatının hangi alanlarında doyuma ihtiyacı var, hangi duyguları aç gibi soruların peşine düşmek gerekiyor.

Atıksız mutfak tavsiyelerinize bayılıyoruz. Ekolojik dönüşüm, sıfır atık prensibiyle yaşamak gibi konularda görüşleriniz nedir?

Eskiden hayat kendiliğinden sıfır atıkmış. Aile büyüklerine bakın her şeyi ne güzel değerlendirmişler. Biz sadece fabrika ayarlarına dönmeye çalışıyoruz. Biz kendimizi doğadan ayrı gibi düşünüyoruz. Doğanın bir parçasıyız. Doğaya yaptığımız bir iyilik kendimize yaptığımız iyiliktir. Bedeninize zarar vermeyen doğaya da zarar vermez. Doğaya zarar veren bedenimize de zarar verir. Çöpümüzden sorumlu olmanın hem kendimize, hem doğaya hem geleceğe karşı sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.

Gerçekleştirmeyi dilediğiniz en büyük hayalinizi öğrenebilir miyiz lütfen?

Oyunlarım başka dillerde dünyanın çeşitli yerlerinde sahnelensin istiyorum. Çok!

 Bütünsel yaşam önerileri verirken sadece hücrelerimizi değil ruhumuzu da beslemenin önemine, ‘’ Kendinizi negatif duygularla ( Kin, nefret, şikayet gibi ) besliyorsanız dünyanın bütün brokolileri bir araya gelse bir nebze faydası olmaz ‘’ cümleniz ile nüktedan bir şekilde değiniyorsunuz. Siz ruhunuzu nasıl besliyorsunuz? Nasıl dengede kalıyorsunuz ? Önerileriniz neler? Ben hem kendi yolculuğumdan hem danışanlarımdan da gördüm ki biz işin yeme içme kısmına çok takılıyoruz. Ne yiyeceğim ne içeceğim diye o kadar düşünüyoruz ki büyük resmi gözden kaçırıyoruz. Yediklerimiz elbette önemli ama inanın işin küçük bir parçası. Biz gerçek gıdamızı hayattan alıyoruz. Gün içinde yediğimiz içtiğimiz kadar soluduğumuz hava, karşılaştığımız insanlar, konuştuğumuz dil, gördüğümüz objeler, düşünce şeklimiz, yaptığımız uğraşlara kadar temas ettiğimiz her şey bizi besliyor. Sağlıklı olmak eşittir kendini ifade etmek. Kendimizi işimizde ve özel hayatımızda var edebildiğimizde, hak ettiğimiz değeri gördüğümüzde, evrenle ve doğayla uyumlu bir şekilde yaşadığımızda sağlık zaten kendiliğinden geliyor. Zaten diyet kelimesi Eski Yunanca’da bir günlük yolculuk anlamına geliyor. Bir bütünün parçası olduğumuzu, kendimize, sevdiklerimize ve dünyaya karşı sorumluluklarımız olduğunu hatırlayarak yaşamalıyız bence. Ben hastalığımdan kendimi sevmeyi öğrendim. Bana iyi gelen yiyeceklerle beslendikçe kendimi daha enerjik hissediyorum. Kendimi enerjik hissedince daha verimli bir gün geçiriyorum. Kendimi enerjik hissetme halini hiçbir böreğe değişmem  Ben küçük adımlarla başlamayı tavsiye ediyorum. Sağlıklı olmak demek zayıf olmak demek değil. Moda diyetler, şok diyetler bedenin dengesini bozar. Tartıya odaklı olmak yerine bedeninizin sesini dinleyin. Dünyada insan sayısı kadar beslenme biçimi var. Her birimiz farklıyız. Hepimize iyi gelen kötü gelen yiyecekler farklı. Beden o kadar güzel size evet ve hayır dediği gıdaları söylüyor ki. Ya hep ya hiç mantığında olmak battı balık yan gider düşüncesine de neden oluyor. Sağlıklı yaşam uzun ve düşmeli kalkmalı bir yol. Her zaman yoldan çıkabilir ama patikaya geri dönebilirsiniz. Sabırlı olmak, bedenle yeni bir iletişim dili kurmaya hevesli olmak gerekiyor. Herkes ne yiyip yememesi gerektiğini biliyor. Nerelerde neden tıkanıyor, neden vazgeçiyor, hayatının hangi alanlarında doyuma ihtiyacı var, hangi duyguları aç gibi soruların peşine düşmek gerekiyor.  Atıksız mutfak tavsiyelerinize bayılıyoruz. Her sebzenin, meyvenin doğanın bize verdiği nimetler olduğunu ve en güzel yerlerinin çoğu zaman atıldığını belirtmişsiniz. Öyle güzel dönüşümler yapıyorsunuz ki . Ekolojik dönüşüm, sıfır atık prensibiyle yaşamak gibi konularda görüşleriniz nedir? Eskiden hayat kendiliğinden sıfır atıkmış. Aile büyüklerine bakın her şeyi ne güzel değerlendirmişler. Biz sadece fabrika ayarlarına dönmeye çalışıyoruz. Biz kendimizi doğadan ayrı gibi düşünüyoruz. Doğanın bir parçasıyız. Doğaya yaptığımız bir iyilik kendimize yaptığımız iyiliktir. Bedeninize zarar vermeyen doğaya da zarar vermez. Doğaya zarar veren bedenimize de zarar verir. Çöpümüzden sorumlu olmanın hem kendimize, hem doğaya hem geleceğe karşı sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.  Ve son olarak gerçekleştirmeyi dilediğiniz en büyük hayalinizi öğrenebilir miyiz lütfen? Oyunlarım başka dillerde dünyanın çeşitli yerlerinde sahnelensin istiyorum. Çok!

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply