Minimalizm’in izinde Ayşen Saltan

Bir başka ilham durağımız Ayşen Saltan… Çizgileri ve duyguyu aktarmadaki maharetiyle onun eserleri, bana hep çerçeveden laf yetiştirecek gibi gelir. Tüm bu karmaşık gerçeklik tek bir seferde anlatıldığından mıdır ne dersiniz?  Hayat kazandırdığı ifadelerde, birçok duygunun kesintisiz bir çizgide nasıl sade bir güzelliğe dönüştüğünü görüyorum. Kendi akışındaki bir çizgide, şeklin özünü yakalayan bir sanatçı Ayşen Saltan. Tek çizgi sanatıyla buluşana dek süren arayışlarını ve ilhamlarını konuştuk. Sadeliğinden, sanatına hayat vermedeki maharetinden ilham aldık…

Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

29 yaşındayım, İstanbul’da doğdum büyüdüm, Kocaeli Üniversitesi İşletme bölümü mezunuyum. Üniversite zamanında part time ajans işleriyle ilgileniyordum tabii ki okulu bitirince bunu tam zamanlı olarak devam ettirdim. Yaklaşık 6-7 yıldır marka event ajanslarında çalışıp kendimi geliştirdim. Şu anda 21gram marka deneyim ajansında, marka direktörü olarak çalışıyorum. Çok sevdiğim global ve yerel markaların kreatif süreçlerini hazırlayıp, eventleri’ni yönetmek işimin en büyük parçası, hayatımın da … Çizimlerimle birlikte aslında severek tam zamanlı yaptığım iki işim var diyebilirim :))

Resim yapmaya nasıl başladın, kendindeki bu tutkunu keşfettiğin an hissetiklerin nelerdi?

Aslında hep el becerim olduğunu biliyordum ama doğru alanın ne olduğunu uzun bir süre bulamadım. Ailem tekstilciydi, çocukluğumda sürekli şirkette kıyafetlerin kalıplarını çizip kesmeye, kendi kalıbımı oluşturmaya çalışırdım. O zamandan beri moda en büyük tutkumdu. Çizeceğim şeylerin hep kıyafet olacağını düşünürdüm. Bu işi daha iyi anlamak ve doğru yerden başlamak için VakkoEsmod’ da moda üzerine farklı dallarda eğitimler aldım. O dönemde ajansta Chanel markasının önemli bir event’i için çalışmalara başlamıştık. Ve ben de markanın globalde gerçekleşen deneyimleri üzerine araştırma yaparken ‘ Koketit ‘ adında bir one line artistle yaptıkları işbirliğini gördüm ve o zaman ilk olarak one line’ı keşfettim diyebilirim. Giysilere, objelere, nesnelere… düşünebildiğim her şeye one line çizimler yapıyordu, bu benim için çok farklı bir tarzdı ve devam eden süreçte yakın takibe aldım. Profesyonel bir resim eğitimi almadım ama dönemsel olarak sanat workshoplarına katıldım, kendimi denemeye başladım… Bir gün çok sevdiğim bir arkadaşım tabletinde çizimler yaparken onu izlediğim bir anda ben de çizmeye çok heveslendim ve tabletini alıp kendi denemelerimi yaparken oneline stilimi oluşturduğumu farkettim 🙂 Sonrasında ilk işim kendime bir iPad almak oldu. Şimdi bunu bambaşka bir boyuta taşıdığım için bazen ben de kendime şaşırmıyor değilim :)) Tabii ki bu yolun çok çok başı… Bu bir tarz, ben bu tarzı farklı mecralara da taşımayı planlıyorum.

Resim hayatına girene kadar farklı disiplinlerle ilgilendin mi?

İlk başta farklı disiplinlerle ilgilenmedim. Hayatım reklam ajanslarında geçtiği için işimin büyük bir bölümü daha çok kreatif tarafı bilmek ve anlamak üzerine gelişti. Tasarım daima hayatımın ortasında oldu. Uzun bir süre yöneten taraftaydım ama şimdi hem yöneten hem uygulamaya geçen kısımdayım. Mutlu çalıştığın bir işin varsa her zaman sana yeni yönler sunuyor, bunu bulup yön verebildiğim için şanslıyım.

Son dönemde Line Art ev dekorasyonunda da sıkça tercih edilir hale gelmesi ile oldukça popüler hale geldi. Nedeni nedir sence?

İnsanlar, içinde yaşadığımız bu çağda artık bir yenilik arayışında. Bence one line insanlara bu yönde çok farklı bir sadelik sundu. Farklı yönlere giden birçok çizgiler kümesi ve bir bütündeki estetik görünüm… İnsanların minimalizme olan ilgisi one line’ı daha çok öne çıkardı ve hayatımızın bazı alanlarında (sanat, iç mimari gibi) bu çizgileri sıklıkla görmeye başladık. Bu yüzden one line da popüler hale gelmeye başladı.

Çizimlerini neye göre yapıyorsun, hangi form ve figürler sana ilham veriyor?

Çalışmalarımı tamamen içgüdüsel olarak yapıyorum.  ‘Resim yapmak günlük tutmanın bir diğer yolu’ demiş Picasso … Hissettiğim her şeyi one line olarak kağıda dökmeye çalışıyorum. Çizimlerim ağırlıklı olarak portreler üzerine. Portreleri çizerken duyguları ifadeye dönüştürmek en büyük tutkum. Ben hangi duygu içindeysem o gün , resmimi de oradan beslenerek tamamlıyorum. Çok araştırma yapıyorum ve çok farklı sanat dallarını inceliyorum. Afrika sanatı şu an benim en büyük ilham kaynağım. Özellikle frika kabilelerine ait geleneklerin yansıtıldığı yüz maskeleri ve heykeller… Ve müzik…Bazı şarkıların kesinlikle bana ilham verdiğine inanıyorum.

Karantina günlerinin sanatına olumlu katkıları oldu mu peki?

Kesinlikle ve kesinlikle 🙂 Bu sürede mental olarak çok daha fazla yoğunlaşabilme imkânı buldum, bu da çalışmalarıma olumlu olarak yansıdı. Bu sürede birçok yeni seri hazırlıklarına girdim, en kısa zamanda tamamlayıp sizlerle paylaşmış olacağım. 

Peki bu günlerde ne/ neyi  öğrendin/ okudun/ araştırdın/ izledin/ fark ettin tavsiyelerde bulunabilir misin?

Akımlar üzerine çok daha fazla yoğunlaştığımı söyleyebilirim. Ve bunlar içerisinden kendime yakın olanların farkına vardım, daha çok üzerine gittim. Çok fazla sanat üzerine belgesel ve filmler izledim. Merak ettiğim o kadar çok şey var ki o yüzden devam eden sürede de listemi programlı bir şekilde bitirmeyi planlıyorum.. Bence herkesin muhakkak izlemesi gereken National Geographic’in Genius serisini önerebilirim . Ben Picasso bölümlerini tekrar tekrar izliyorum, bazen çizim yaparken müzik yerine bu bölümleri arka planda dinliyorum … Big Eyes, Frida, Maudi ,Le Mystere Picasso, Cutie and the Boxer … Bu sürede izlediğim filmlerdendir. Eş zamanlı ’50 sanat fikri’ kitabını okuyorum . Sanatla ilgili önemli konu başlıklarını özetle bu kitapta buldum, benim için  başucu kitabı diyebilirim.

You Might Also Like

1 Comment

  • Avatar
    Reply
    Dilem
    Nisan 27, 2020 at 11:05 am

    Çok başarılı çizimler🌟

  • Leave a Reply