Çamurla yoğurularak başlayan bir yolculuk: La Fabrika

İstanbul’da başlayıp Milano’da devam eden İnsan Kaynakları alanındaki kurumsal iş hayatını Cenevre’ye yerleşip danışmanlık boyutuna taşıdıktan sonra “ellerimi klavye dışında harekete geçirecek bir şeylerin arayışındaydım. Hayatımı yenilemek, kendime yeni bir amaç edinmek isterken dokunduğum çamurun kontrolü ele almasıyla hobim önce tutkuya dönüştü ve sonra La Fabrika’ya .” diyen Sanem Aytekin Pagliafora’nın ilham veren hikâyesi konuştuk..

Nasıl başladı toprakla olan yolculuk, biraz hikayenizi dinleyebilir miyiz?

Değişimi, yenilenmeyi ve yeni şeyler/yerler keşfetmeyi hep çok sevdim…Ankara’da doğup büyüyüp, İstanbul’da başlayıp Milano’da devam eden İnsan Kaynakları alanındaki kurumsal iş hayatımı Cenevre’ye yerleşirken danışmanlık boyutuna taşıdığımda en çok da kendime vakit ayıracağıma hem sevinmiş hem de korkmuştum. Dile kolay, 15 yıldır alıştığım bir düzeni yıkıyordum. Proje olmadığında kendim için zamanım olacak diyerek şehirdeki workshopları da ajandama kaydediyordum. Hep ellerimi klavye dışında harekete geçirecek bir şeylerin arayışındaydım. Çamurla da ilk böyle tanıştım… Fransızca ilerleyen bir workshop da herkesin ellerine baka baka şekillendirmeye çalıştım ilk çamurumu. Sonrasında sürekli seramik atölyeleri kovalamaya başladım.  Sonra bir atölyede düzenli bir şekilde ellerimi çamura sokarak kendime yeni bir hobi edindiğimi düşündüm. Hayatımı yenilemek, kendime yeni bir amaç edinmek isterken dokunduğum çamurun kontrolü ele almasıyla bir hobi önce tutkuya dönüştü ve sonra La Fabrika ya. Çamurla yoğurularak başlayan bir yolculuk… Her şeyi deneyimleyerek yolda öğrendiğim adım adım…

Sanırım benim için yaratıcılık: kendi sınırlarını zorladığın ve ellerini, bilgini ve en önemlisi kalbini konuşturarak üretebilmek…

Her zaman yaratıcı bir çocuk muydunuz? Şimdi bakınca aslında o zamanlardan sinyalini veriyormuşum diyebileceğiniz anılar var mı hafızanızda?

Hem eski mesleğimde dinlediğim, katıldığım birçok eğitimin, hem kendi araştırmalarım sonucunda yaratıcılığın tam anlamı ben de hep bir soru işareti. Yaratıcılık acaba hiç olmayanı yaratmak mı yoksa seni besleyen her şeyden şekillenen bir ilham mı? Bu nokta da tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan döngüsüne bağlanıyor kafamın için de…

Çocukken yaratıcı mıydım bilemem ama kesinlikle üreticiydim. Yapabildiğim her şeyi kendim yapmaya çalışırım kendimi bildim bileli. Uçurtma almak yerine önce onu yapmak sonra uçurmak mesela…Ortaokulda annemi çileden çıkarmıştım bana örgü örmeyi öğretene kadar ve o günden beri hep örüyorum… O zamanlar banyo lifiyle başlayan örgü maceram şimdi kazak, hırka hatta kilim örmeye kadar uzandı… Hala akşamları kendime, sevdiklerime örgüler örüyorum.

La Fabrikayı açtığımdan beri atölyeme kapanıp insanların elinde türlü anlara şahitlik edecek seramikleri üretiyorum… Ürettiğim/üreteceğim o seramikler için hayaller kurarken, planlamalar yaparken bir anda onlara eşlik edecek servisleri peçeteleri işlerken buluyorum kendimi…

Sanırım benim için yaratıcılık: kendi sınırlarını zorladığın ve ellerini, bilgini ve en önemlisi kalbini konuşturarak üretebilmek…

Peki sanatla, seramikle ilgilenmeye başladıktan sonra bu yaratıcılık farklı alanlarda da gösterdi mi kendini, hiç başka alanlara yönelmek istediğiniz oldu mu?

Ah olmaz mı bu aralar seramikte kendimi geliştirmek dışında, en büyük isteğim suluboya yapmayı öğrenmek. Sonra da sır-altı dediğimiz sırlarla desenlediğim bir seri çıkarmak… Ama resim konusunda çöp adam seviyesinde olan ellerim bu isteğime nasıl bir tepki verecek bilemiyorum.

Tam olarak ilk gerçek tasarımınızı yaptığınızda ne hissettiniz?

Çamura ilk dokunduğumdan beri yaptıklarımın hepsi beni çok mutlu etti ama birkaç ürünüm için “ya bu La Fabrika’nın imzası gibi oldu” şeklinde sözleri hem çevremden hem de müşterilerimden duyunca ayaklarım yerden kesildi. “Doğru yoldayım ve iyi ki bu yoldayım” dedim.

Peki fotoğraflarınızda görünen her zaman olaylara iyi tarafından bakan, harika bir enerji. İşini aşkla yapanlardan mısınız? Motivasyonunuzu nasıl bu kadar yüksek tutabiliyorsunuz?

Kesinlikle! Ben kurumsaldayken de böyleydim, şimdi de… İşimi hep severek yaptım, bir gün ayaklarım geri gitmedi. Yoruldum ama pes etmedim.  Kurumsaldan ayrılma hikayem de günümüzün tabiri ile bir ‘burn-out” durumu değildi, yenilenme isteği idi. Yeni bir amaçla yeni bir başlangıç yapma isteği…

Benim de motivasyonumun yerle bir olduğu anlar oluyor tabi ki ama hayatta her şeyin iki yüzü olduğuna inanıyorum: her iyinin içinde bir kötülük ve her kötülükte bir iyilik. Ve canımı sıkan her olayda herkes gibi önce negatife düşüyorum ama sonra içindeki “iyi” olanı aramaya başlıyorum. Arayınca mutlaka buluyorum. İçimde hep bir “Pollyanna” var.

Bir de hata yapmanın, başarısız olmanın dünyanın sonu olduğunu hiç düşünmedim. Aksine daha çok denemeye itti beni. Asıl son, demekten vazgeçmek.

Hal böyle olunca atölyemin içinde her gün çamurla yoğurularak yeni bir macera yaşıyorum: bazen hayal kırıklığıyla, bazen kahkahalarla; tam da hayat gibi…

Son günlerde yaşadıklarımız sizin yaratıcılığınızı ve ilhamınızı nasıl etkiliyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?

Evde olmak zaten yavaş olan üretim sürecini iyice yavaşlattı ister istemez. Ev ile atölyem çok yakın olsa da artık her gün saatlerce oraya gitmem mümkün değil… Ama tabi ki atölyede biriken sırlamaya hazır tüm ürünlerimi eve getirdim, stoklarımı yenilemeye olabildiğince devam ediyorum, bazen de denemeler yapıyorum. Üretmekten vazgeçmeyince aslında mekânın pek de bir önemi kalmıyor, sadece işin ucunda çamur olunca temiz kalmak zor oluyor : ) Şimdilik ev ahalisinden kimse isyan bayrağı çekmedi.

Bu süreç bana bir anlamda iyi geldi; bazı günlük koşturmacalarım elenince, düşünmeye planlamaya daha çok vaktim oldu… Bazı markalarla yapmak istediğimiz iş birlikleri vardı mesela, bu süreçte her iki tarafta daha detaylı odaklanabildik…

Ah bir de eskiye olan tutkumu seramiklerime bağlayacak bir yol daha buldum: Sandıklardan topladığım eski dokumalardan servisler, peçeteler üretmeye başladım. Stokları çok sınırlı olsa da , her dokumanın topu yettiğince, eskiyi şimdiki zaman sofralarına taşımak istedim. Daha dedim çünkü diğerinin sürprizi de inşallah yaz aylarında, önce bir dışarı çıkabilmek lazım.

Bundan sonraki projeleriniz neler, sizi nerelerde göreceğiz?

Benim için La Fabrika hayal etmek ve üretmek için var ve dolayısıyla içeriği seramik ve ötesi…

Seramik bir derya… Teknikler birkaç taneyle sınırlı gibi gözükse de değil. Ben şimdiye kadar elle üretim ve döküm teknikleri ile ürettim. Ama bundan sonrasında yine yeniden öğrenci olma zamanı: torna öğrenme zamanı. Daha önce söylediğim gibi suluboya tekniklerinde kendimi geliştirip seramiklerimi desenlemek istiyorum. Ve hayal etmek durmadıkça sırada başka neler olur ben de bilemiyorum şu an.

Ama en büyük hayalim sadece kendim için değil, herhangi bir hobiye tutkuyla bağlanmış herkes için: Böyle kocaman bir olsun… Eskisinden ama… Giriş katı dükkânım/atölyem: fırınım, çamurum… Üst katlarda da herkesin kendi yolculuğuna, hayaline yer açmış odalar…

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply